Hemen bir zaman yolculuÄŸuna çıkıp 28 Åžubat sürecine dönelim ve o zamanki İslamcı gazetelerin performansını inceleyelim: Aralarında Mehmet Barlas ve Cengiz Çandar gibi 'merkez' medyadan çeÅŸitli sebeplerle dışlanmış gazetecilere kendileri ifade etmeleri için sayfalarını açmıştı Zaman'dan Yeni Åžafak'a 'marjinal' dediÄŸimiz
basın.
Dönemin doÄŸası gereÄŸi de son derece düzeyli ve sert muhalif bir çizgi tutturmuÅŸlardı: Özgürlüklere sahip çıkan, kimsenin yazamadığını yazıp kendi çizgilerinden hiçbir taviz vermeyen bir gazetecilik anlayışı... İster istemez de muhalif duruÅŸları alkışlara mazhar oluyordu.
Sonra rüzgar deÄŸiÅŸti tabii ki...
Dünün 'maÄŸdur'u bugünün 'maÄŸrur'u oldu. Muhalif gazeteler yandaÅŸ basına dönüÅŸtü, 28 Åžubat'ın üzerini çizdikleri AKP ÅŸakÅŸakçısı oldu... Gazetecilik yapmak yerini uçaklarda ağırlanmak ve 'hatırı sayılır tanıdıklar' üzerinden rant elde etmeye bıraktı... Kaçak inÅŸa edilen yalılar, 105 bin liralık aylık gelirler bu dönemin ürünü oldu...
İslamcı mahallelerden olmayan yazarlara sayfa açmanın da altında baÅŸka bir plan yattığı anlaşıldı kanımca: MeÅŸruiyet kazanmak ve 'bağımsız medya' gibi görünmek adına bu insanlara ihtiyaç duyuldu. Bir anlamda kullanıldılar. SaÄŸolsun, Åžahin Alpay ya Eser KarakaÅŸ gibi omurgasızlar kendilerini onların hizmetine açmaktan hiç gocunmadı...
Bütün bu süreçte İslamcı Basın'dan iki kiÅŸi gündemimize 'yandaÅŸ basın' tabusunu yıkacak ÅŸekilde yerleÅŸti.
Biri, Ahmet TaÅŸgetiren. Romantik-siyasi yazılarıyla Yeni Åžafak'ın baÅŸyazarı olarak tanınan Ahmet TaÅŸgetiren'in sadece bir tek yazısından sonra üzeri çizildi, uzun bir süre sessizliÄŸe mahkum edildi. Gazetesiyle 'yolları ayrıldı.'
Åžimdi de Hakan Albayrak... Geçen hafta yine Yeni Åžafak'ta bir yazısı gitti-geldi. Zamanında söz gelimi Emin ÇölaÅŸan'ın başına böyle bir ÅŸey geldiÄŸinde ortalığı ayaÄŸa kaldıran İslamcı gazeteler nedense bu konuyu görmezden gelmeyi tercih etti. Hakan Albayrak da belli ki mecburiyetten meseleyi büyütüp, gazetesini yakmamayı tercih etti.
Ahmet Taşgetiren'le Hakan Albayrak'ın iki yazısından dolayı başlarının epey ağrımasının simgesel bir anlamı var.
DoÄŸrusu, İslamcı basını homojen zannederdim ben... Bu yandaÅŸ basında yükselme arzusundaki elit tabakanın aÄŸababaları gibi parayı ve parfümü bulup kendilerini birilerinin hizmetine vermeye teÅŸne olduÄŸunu düÅŸünürdüm... Tek dertlerinin sınıf atlamak, iktidara yaltaklanarak zengin olmak olduÄŸuna inanırdım...
Ki 28 Åžubat bitip kendi destekledikleri iktidara geçince bu tezlerimi doÄŸrulayacak hamleler yaptılar... Bir tek muhalif haber, bir tek eleÅŸtiriye yer vermediler...
Ama bu iki adam ezber bozdu... Bu iki adam öyle ya da böyle gazetecilik yapmanın muhalefette olmakla eÅŸdeÄŸer olduÄŸuna inanmış gibiler...
EÄŸer bu fırsat doÄŸru kullanılırsa yeni muhafazakar bir muhalefet dilinin doÄŸacağını düÅŸünüyorum. Bütün saÄŸcıların Taha Akyol gibi iktidara tapınarak gazetecilik yapmadığını göreceÄŸiz. İktidardaki parti dünya görüÅŸünüze yakınsa bile gazetecilik kendi inandıklarınızı da sorgulamayı gerektirir; belki biri genç, biri daha yaşını başını almış iki İslamcı gazeteci bu mesleÄŸi kendi mahallelerine de öÄŸretecekler...
Tabii ki servet yapıp yalılarda oturmayacaklar... Hatta belki kısa vadede kaybedecekler. Ama gazetecilikte ısrar ettiklerinde izlerinden giden pek çok İslamcı genç için gazetecilik kapısını açacaklar. Bunun kazanımı daha büyüktür kuÅŸkusuz.
Karikatür müzesi için geri sayım
Cuma akÅŸamı Ulus 29'da Aydın DoÄŸan Vakfı'nın düzenlediÄŸi bir yemeÄŸe katıldım. Türkiye'nin dünyada marka haline gelmiÅŸ 'AD Vakfı Karikatür Yarışması'nın finali için jüri üyelerine verilen bir akÅŸam yemeÄŸiydi. Aralarında Latif Demirci ve dünyaca ünlü Selçuk Demirel gibi Türk çizerlerinin yanı sıra, her biri kendi ülkelerinin en ünlü karikatüristlerinden oluÅŸan bir jüriye veda amacıyla düzenlenmiÅŸti...
Bu yıl da yarışan karikatürleri seçip evlerine dağıldılar...
Jüri üyelerinin kıdemi yarışan karikatürlerin kalitesi hakkında da bir fikir veriyor. Bu yarışma zaman içinde karikatür alanında Oscar seviyesine ulaÅŸacak kadar kabul gördü zaten. Geçen hafta Hürriyet'te bu sene derece alan karikatürler yayımlanmıştı, orada çok çarpıcı iÅŸleri görmek mümkündü.
Bu sene Vakıf bir yenilik yaparak, yılların arÅŸivini bir sanal müze oluÅŸturmuÅŸ web sitesinde. Ama yetmez, yaklaşık 5 bin karikatürden oluÅŸan arÅŸivin gerçek bir karikatür müzesine de dönüÅŸmesi gerekiyor. Elde bu kadar iyi bir malzeme varken, İstanbul'da açılacak bir müzede bunu deÄŸerlendirmek kente ve kültürümüze önemli bir katkı olur. Vakıf yöneticilerinin, Aydın DoÄŸan'a bu konuda gerekli baskıyı yapacağına eminim.
Cuma akÅŸamki yemeÄŸin en çarpıcı tarafı kuÅŸkusuz kendi ülkelerinde yıldız mertebesinde olan karikatüristlerle sohbet etmekti. Bir de bonus: Masada yıllarca New York Times'ın Op-Ed sayfalarını yöneten Jerelle Kraus da vardı. Jerelle, Türkçe konuÅŸmaya en meraklı konuklardan biriydi.
NYT'nin Op-Ed sayfaları, tıpkı New Yorker gibi Amerikan basınında karikatüre en fazla deÄŸer veren mecra. Hatta buralarda karikatür yayımlatmak bir sanatçı için mertebe sayılıyor.
Kraus'un yeni yayımlanan 'All The Art That's Fit to Print (And Some That Wasn't)' adlı kitabını da şimdiden alışveriş listeme yazdım.
Ahmet Hakan'a geçmiÅŸ olsun
Cumartesİ gecesi telefonum acı acı çaldı. Arayan BaÅŸbakan deÄŸildi tabii ki. 'Ahmet Hakan'a ne oldu' diye panikle arayan bir arkadaşımdı. 'Ne olmuÅŸ ki; ÇeÅŸme'de tatilde' dememe kalmadan haberi verdi: DüÅŸmüÅŸ, kolunu kırmış, ameliyata almışlar... O andan itibaren bir panik hali tabii ki. Neyse ki ortak tanıdıkları aradık, yoÄŸun bir telefon trafiÄŸinden sonra rahatladık. Dört buçuk saat süren bir ameliyattan sapasaÄŸlam çıkmış, dün akÅŸamüzeri konuÅŸtuÄŸumda olaÄŸan moral bozukluÄŸu dışında gayet iyiydi... Bugün İstanbul'a geliyor, zor bir ameliyat atlattı ama en önemli ÅŸey saÄŸlığının ÅŸu anda iyi olduÄŸu... Kamuoyuna duyurulur... Ahmet Hakan'a acil ÅŸifalar dilerim, geçmiÅŸ olsun...