Geçen hafta Can Dündar'ın HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'u bir terör örgütüyle baÄŸlantılı gibi göstermeye çalışması bir gazetecinin yöntemleri ve dünyaya bakışını çözmek açısından ürperti vericiydi. Dündar, daha evvel de dillendirip tazminat ödemeye mahkum olduÄŸu bir konuyla ilgili tekrar aynı ÅŸekilde yayın yaptı. Mahkumiyetini görmezden gelip, gerçekleri kendince eÄŸip bükerek sundu kamuoyunun önüne.
Ertosun, basın toplantısında Can Dündar'ı yalanladı. Üstelik belgeleriyle.
Sonunda elimize ne kaldı?
Böylesi bir dezenformasyon, böylesi bir çarpık gazetecilik...
Tek sebebi de Can Dündar'ın küçük bir gazetenin gazına gelmesi. Ama eÄŸer onun gazetecilik serüvenini yakından izliyorsanız, bu duruma da ÅŸaşırmazsınız.
Can Dündar'ın medyadaki adımları biat kültürünün sadece İslam'la ilgili olmadığının kanıtı gibi. Uyduruk medya sitelerini önemseyen, kendileri hakkında haber yapsınlar diye onlarla iyi iliÅŸki kurmaya çalışanlar gibi Can Dündar da bazı çevreleri, o çevrelerin onayını çok ciddiye alıyor. Hatta kendisini o onay üzerinden var etmeye çalışıyor.
Maksat birileri onu korusun, kollasın. İdeolojik yakınlık üzerinden ittifak kurmak, zor durumda kaldığında kollanmak ve bir yerlere ait olma arzusu.
Psikolojik çözümlemelerle korunma isteÄŸi, bir yerlere ait olma arzusunun temelinde yatan korkulara açıklama getirebiliriz elbette. Özgüven eksikliÄŸi mi? Belki de...
Ama bir gazeteci mesleÄŸinin tamamını buna adıyorsa, yaptığı her iÅŸ kulüpçülükten izler taşıyorsa bunu nasıl açıklayacağız?
Ortada çok açık bir etik ihlali yok mu: Can Dündar sırf baÅŸkalarına yaranmak için eksik yazıyor, bilgi gizliyor; üstelik eksik yazmak yalan yazmaya eÅŸit olduÄŸunu bilecek kadar da deneyimli.
Ne yazık ki duruÅŸu, kendine ait bir dünya görüÅŸü yok. Habere bakışını dünya görüÅŸü ya da gazetecilik duruÅŸu deÄŸil, pozisyon alma arzusu belirlediÄŸi için de kolayca panikliyor.
Birileri 'Can Dündar açıkla!' diye biraz üst perdeden konuÅŸunca eli ayağı birbirine dolanıyor, sesi yüksek çıkanı mutlu etmek adına gerçeÄŸi göz ardı edebiliyor.
Derdinin gazetecilik yapmak olmadığı çok belli.
Zaten ne zamandır kendisini tanımladığı gibi bir 'ada' da deÄŸil. Birilerinin güdümüne, birilerine yaranma arzusunda...
Bu yüzden de her adımı strateji kokuyor. Hayatta yaptığı hiçbir iÅŸ de dünya görüÅŸünün bir yansıması deÄŸil, bilakis esen rüzgara göre pozisyon alma çabasının sonucu: Hangi filmde, hangi dizide yer alırsa alsın, hangi tavrı takınırsa takınsın altında mutlaka sinsi bir hesapçılık yatıyor.
Ama gerçekten yazık... Bugüne kadar inandırıcılığı ve prestijiyle gelmiÅŸti; son yıllarda elindeki en iki deÄŸeri harcamakta çok cömert davrandı. Artık ne prestiji kaldı, ne inandırıcılığı...
Not defterim
MEDYANIN GELECEĞİ: Wired dergisinin genel yayın yönetmeni artık gazete okumayı, hatta profesyonel kurumlarca hazırlanan İnternet sitelerine girmeyi bırakmış. Haberlerin bir ÅŸekilde ona 'geldiÄŸini' söylüyor; öÄŸrenmesi gereken her ÅŸeyi doÄŸru kanallar ve göndericiler sayesinde öÄŸreniyormuÅŸ zaten. Bu açıdan twitter'dan yollanan haberleri önemsiyor. Günlük gazetelerin ne yazdığını, ne dediÄŸini hiç mi hiç önemsemiyormuÅŸ. Devamı, 'Who needs newspapers when you have twitter' baÅŸlıklı salon.com röportajında.
HINCAL ABİ'YE TWITTER HESABI: İlk buluÅŸtuÄŸumuzda kendisine twitter'ı göstermek istiyorum. Çok uzun yıllardır cep telefonuna direniyordu Hıncal Uluç, birkaç yıldır sürekli yanında taşıyor ve üstelik SMS bile yolluyor. Türkiye'nin hala en fazla gezen, gözlemleyen ve gören gazetecisi olarak twitter'a hemen uyum saÄŸlayacağına inanıyorum. Twitter'ın da ona tabii ki. Tek yapması gereken gün içinde birer-ikiÅŸer cümlelik kısa mesajlar yollamak. Yeni habercilik devriminden etkileneceÄŸine eminim.
JUDD APATOW YENİ WOODY Mİ: Vanity Fair dergisinin İnternet sitesi, 'Funny People' filmi bu hafta ABD'de vizyona giren yönetmen Judd Apatow'un yeni Woody Allen olabileceÄŸini yazmış. 'Funny People'la 'Annie Hall' arasındaki paralelliklere dikkat çekmiÅŸler. Kolaylıkla son 10 yılda izlediÄŸim en iyi filmler arasında sayabileceÄŸim 'Knocked Up'ın yönetmeni Apatow'un yeni iÅŸini aylardır merakla bekliyorum. Film bizde 2 Ekim'de gösterilecekmiÅŸ; bu adam üzerine söyleyecek çok sözüm var, o tarihi beklemek zorunda kalmaya tahammül edemiyorum.
Formanın tam karşılığı
Bazen bir fotoÄŸraf karesi söylenecek sözlerden çok daha açıklayıcı olur ya... Günlerdir İnternet'te Cemil İpekçi'nin üstünde Galatasaray'ın mor/lila forması, altında slip mayosuyla çektirdiÄŸi fotoÄŸraf dolaşıyor.
Bu forma ilk çıktığında mor formalı futbolcuları Teletubbies'in gay üyesine benzetmiÅŸtim.
Ama hiçbir ÅŸey Cemil İpekçi'nin bu fotoÄŸrafı kadar yerinde açıklamadı bu formayı...
Kabul etmek gerekir ki İpekçi'ninki harika bir alaycılık, mükemmel bir yaratıcılık ve her ÅŸeyden önemlisi zekice inÅŸa edilmiÅŸ bir tavrın yansıması.
O fotoÄŸrafı görünce kelimeler kifayetsiz kalıyor, sanırım yıllarca da bu forma bu fotoÄŸraf karesiyle hatırlanacak.
Kusura bakma Arda, mor forma ona daha çok yakışıyor.