Bundan 15 yıl önce hazırladığım haftalık teknoloji ekinde 'Evrensel kültür teknolojidir' mottosunu kullanmıştım. Teknoloji o günden bugüne sürekli geliÅŸti. Her geçen yıl yepyeni teknolojileri haber yaptık, gelmekte olan teknolojileri öncesinden duyurduk. Teknolojideki geliÅŸmelere paralel olarak yaÅŸadığımız dünyanın da deÄŸiÅŸtiÄŸine tanık olduk.
Teknoloji hep kültürleri yakınlaÅŸtırma, farklılıkları törpüleme görevi gördü. Bin yıl önce de öyleydi, bugün de böyle. Teknoloji geliÅŸtikçe, bilginin dolaşım hızı da artıyor. Bilginin paylaşım hızındaki hız artışı, yeni bir teknolojinin dünyanın her yerine yayılma hızını da artırıyor. Bu yayılmacılık beraberinde standartlaÅŸmayı da getiriyor. Artık otomobil örneÄŸinde olduÄŸu gibi dünyanın farklı yerlerinde farklı özelliklerde (direksiyonun, park freninin yeri, sinyal lambalarının rengindeki bölgesel kullanım farklılıkları) kullanmıyoruz teknolojiyi.
Ancak her zaman olduÄŸu gibi madalyonun yine iki yüzü var. Teknoloji sayesinde doÄŸan ve yaygınlaÅŸan evrensel kültürün getirdiÄŸi pratik faydalardan ne kadar memnunsam, girdiÄŸi her ÅŸehri birbirine benzetmesinden, dünyayı monotonlaÅŸtırmasından da o kadar mutsuzum.
HP'nin 'Bulut Bilgisayar' konulu yuvarlak masa toplantısı için gittiÄŸim Bristol sokaklarında yaptığım kısa yürüyüÅŸte, bu düÅŸünceler üÅŸüÅŸtü kafama. Bristol hala biraz farklı kalabilmeyi baÅŸarmış bir ÅŸehir dünyanın turistik metropolleriyle karşılaÅŸtırıldığında.
Ancak asıl ÅŸaÅŸkınlığı Bristol'den iki günlüÄŸüne geçtiÄŸim Letonya'nın baÅŸkenti Riga'da yaÅŸadım. Riga Avrupa'nın ortasında, kendi karakterini korumayı baÅŸarmış, kültürünün renklerini grileÅŸmekten uzak tutabilmiÅŸ heyecan verici bir ÅŸehir.
Bir ÅŸehir ne kadar güzel, ne kadar otantik, ne kadar egzotik olursa olsun, halkı eÄŸer medeni deÄŸilse o ÅŸehirden aldığım keyif hiçbir zaman doruklarda dolaÅŸmaz. Riga'nın en büyük avantajı da bu bence; korumayı baÅŸardığı farklılıklarını çok medeni, kibar, saygılı, kültürlü ve entellektüel halkının eÅŸliÄŸinde sunuyor olması...
Riga ÅŸarkı söyleyen bir ÅŸehir. Riga'nın atmosferinde tınlayan doÄŸal seslerle, suni seslerin harmonisinin yarattığı bir senfoni çalıyor kulaklarınızda sokaklarında dolaşırken. Åžehrin ortasından geçen Daugava Nehri'nin şırıltısı, Arnavut kaldırımı döÅŸeli yollarından sükunetle geçen otomobillerin lastiklerden çıkan tıkırtılar, çevredeki aÄŸaçların dalları arasında esen rüzgarın sesi ve kuÅŸların tüm bu ritme eÅŸlik eden hiç susmayan ÅŸarkıları.
İçinde hapsolan böcek, yaprak ve çiçekleri sonsuza kadar koruyan kehribarlarıyla ünlü Riga'nın, Art Nouveau tarzının hakim olduÄŸu mimari dokusu da sanki bu hiç dinmeyen müziÄŸin içinde kapsüllenerek korunmuÅŸ günümüze dek.
Ya da belki evlenmeden önce aÅŸklarını ÅŸehrin tarihi köprülerine astıkları asma kilitlerle ölümsüzleÅŸtiren aşıkların sevgisidir Riga'nın güzelliklerini de ölümsüzleÅŸtiren.
Bir Riga efsanesine göre bu köprülerin altından akan nehrin suları Riga'nın tüm tarihine tanık olmuÅŸ. Efsane bir gün bir balığın sudan başını çıkartıp, 'Riga artık hazır mı?' diye soracağını söylüyor. Bir gün gidecek olur ve o balık sizi bulursa, 'Hayır' diye cevap vermeniz gerektiÄŸini unutmayın, 'Hayır, Riga hala geliÅŸiyor, hala inÅŸa ediliyor'... Çünkü efsaneye göre, Riga'nın kuruluÅŸu bittiÄŸinde Daugava Nehri'ne gömülecekmiÅŸ tamamen.
Riga'nın sırrı da bu inancın derinliklerinde galiba. Bir yandan geçmiÅŸten gelen güzelliklerini korurken, diÄŸer yandan teknolojiyi kullanarak sürekli geliÅŸmesi, hiç durmaması. KeÅŸke biz de teknolojiyi bu ÅŸekilde kullanmayı bilebilsek.